|
Karşı cinse
doğru ilk yürek çarpıntılarının başladığı o günleri pek azımız unutabilir.
"İlk kez lunaparka giden çocuğun duyduğu heyecana" benzetilen "acemilik
günleri"nde kişi aslında bir imaja aşıktır. Duyguları gerçeğe dönüşebilse,
belki de büyü bozulacaktır.
Genellikle ilk aşık olduğumuz insan, ilk flört ettiğimiz veya ilk cinsel
ilişkimizi yaşadığımız kişi değildir. Bu durumda, iki benzersiz deneyimi
anlatmak için "aşk" sözcüğünü kullanmak yetersiz kalabilir. Ve çoğu zaman
da pek doğru değildir. Aslında her iki ilişkide de karşı cinse olan
duygularamızı şekillendirmede ve gelecekteki ilişkilerimizi etkilemede çok
önemli rol oynarlar. İlk aşk, gelecekteki ilişkilere zenginlik
katabileceği gibi olumsuz da etkileyebilir.
İlk romantik aşk
Bir haz kaynağı ya da bir hüzün kaynağı olabilir ama, çok az insan, ilk
kez sırılsıklam aşık olduğunda hissettiklerini unutabilir. Bu aşk
hastalığının belirtileri çok çeşitlidir, kalp daha hızlı çarpar, nabız
çabuk atar, sıcak basar, insanın başı döner, iştah kaybolur, aşırı ruh
hali değişimleri olur, uykusuzluk çekilir. Bazı insanlar mantıklarını,
düşünme yeteneklerini yitirdiklerini anımsarlar. Hele bir de insan çok
gençse, çoğunlukla karşılıksız olan o ilk aşk, acısıyla tatlısıyla
karmaşık duygular yaratır. Sibel o günleri şöyle anımsıyor; "13
yaşındaydım ve daha önce bir erkeğe tam anlamıyla bakmamıştım bile. O yaz
ailemle tatile gitmiştik. Ona bir anda aşık oldum. Plajda çalışıyordu,
yanık tenli, müthiş yakışıklıydı, ya da o anda bana öyle geldi. Benden çok
daha büyüktü ve eminim beni plajda oynayan çocuklardan farklı görmüyordu.
Oysa ben her gün onu göreceğim diye heyecandan ölüyordum. Beni belki de
hiç farketmemiş olduğunu şimdi anlıyorum ama, onu unutabileceğimi de hiç
sanmıyorum. O benim ilk aşkımdı."
Psikolog Aslı Devrim, ilk aşkı şöyle tanımlıyor: "İlk aşk deneyimi
genellikle gerçekçi değildir. Ama tuhaftır, insan ilk aşkının etkisinden
pek kurtulamaz. Alınan o büyük haz, o umutsuzluk duygusu, karşılığı
alınmasa bile, unutulacak duygular değildir. İnsanın ilk kez lunaparka
gittiğinde hissettikleri gibi bir şey yani aşk nedense, bir daha aynı
heyecanı veremiyor insana."
Çocukluk aşkı
İlk kez aşık olduğunuz zaman, genellikle gelişmenin ilk dönemlerinde
olduğunuz ve henüz olgunlaşmadığınız için, o kişiye nasıl yaklaşacağınızı
pek bilemezsiniz. Aslında sadece müthiş heyecanlı bulduğunuz bir imaja
aşıksınızdır. Eğer görüşebilir ve duygularınızı gerçeğe
dönüştürebilirseniz, büyük bir olasılıkla büyü anında bozulacaktır. O
kişiye hayran olmanız ve belli bir mesafeden gözlemeniz, onun gözünüzde
mükemmel bir aşk objesi olarak kalmasına yardımcı olur. Bu şekilde aslında
onların uygun olmadığını anlama fırsatı yakalayamazsınız. Peki, insanları
aşkı aramaya yönelten şey nedir, biyolojik bir güdü mü, yoksa bir güvenlik
arayışı mı?
Aşkı aramak
Parçalanmış bir aileden gelen Perihan, 16 yaşındayken sevecek birisini
aradığını anımsıyor. Şimdi dönüp de geriye baktığında ise, onunla
ilgilenecek ve aradığı güvenliği verecek birisine ihtiyaç duyduğunu
anlıyor. "Sanıyorum herşeyi büyük bir duygusallıkla ele alıyordum. Sanki
ben Sindrella'ydım ve Beyaz Atlı Prensi'mi arıyordum. Bana ilk arkadaşlık
teklif eden erkeğe deli gibi aşık oldum. Harikaydı. İlk buluştuğumuz günün
sonunda neredeyse tüm yaşamımızı planlamıştım bile. Üç hafta sonra benden
ayrıldı. Bağlanmak istemediğini söylüyordu. Haftalarca, aylarca ağladım.
Bu olayın etkisini atlatmam belki de yıllarımı aldı. Uzun süre onu, benim
için en uygun kişi olduğunu düşünerek kafamda idealleştirdim. Aslında onu
doğru dürüst tanımıyordum bile."
Bu ilişki Perihan'ın gelecekteki ilişkilerinin ilkiydi sadece. Onu sevecek
birisini aramaya devam etti uzun bir süre. Birisine bağlanması çok kolaydı
ama duygularının karşılığını ender olarak alabiliyordu. Bugün şöyle
diyor:"Artık akıllandım, birçok erkeği kendimden soğutmuş olduğumu fark
ediyorum. Onlardan beni sevmelerini talep ettim sürekli. Aslında gerçek
olan şuydu; ben kendimi sevmeyi öğrenmemiştim. Ve aynı zamanda acı
çekmeyi, aşkın bir parçası olarak kabul etmiştim."
Çoğu kadın karşısındaki erkeğin kendisine bağlı olmasını ister ve ihtiyaç
duyar. Sevginin azaldığını gösteren en ufak bir belirtiye karşı çok
hassastır. Alınması gereken derslerin en zoru da şudur: Eğer aşırı
bağımlıysanız ve aşırı sevgi talep ediyorsanız, en çok istediğiniz şeyi
yitirme tehlikesi daha büyüktür. Sevilmeye layık olduğunuzu öğrenene
kadar, başkasının sizi sevmesini nasıl bekleyebilirsiniz ki?
"Önce ben" dönemi
İlk aşk, duygusal gelişiminizde, genellikle vermekten çok, isteme
dönemidir. Kendinizi değil de başkasını düşünmeniz ilk kez gerçekleşiyor
olsa bile, bu oldukça ben-merkezci bir sevgidir. Gerçekten de insanlar ilk
aşklarında sevgilerinin objesi olan kişiye sevgi ve şefkat vermekten çok,
olayın sevilme yönüne ilgi duymaktadırlar.
...Ve ilk seks
İlk cinsel ilişki ilk aşkla aynı anda yaşanmasa bile, Dr. Aslı Devrim ilk
aşkla ilk cinsel ilişki arasında oldukça dolaysız bir ilişki olduğuna
inanıyor. "Farkında olmasanız bile, hissettiğiniz duyguların mutlaka
cinsel bir yönü vardır. Zaten o özel büyüyü veren de odur. Ama insanlar
genellikle bunun farkına varmazlar. Çünkü bu ilk şaşırtıcı duyguyla cinsel
güdülerinin bir ilişkisi olduğunu anlayacak kadar yeterli cinsel deneyime
sahip değildirler."
İnsanlar daha romantik bir sözcük kullanarak adına "sevişmek" deseler de,
ilk seksin romantik duygularla hiç bir bağlantısı olmayabilir. Gerçekten
de araştırmaların gösterdiğine göre insanların bazıları, ilk seks
deneyimlerini daha güvenli bir ortamda yapıyorlar, daha doğrusu, özel bir
kişiyle yapmıyorlar ve böylece eğer herşey iyi gitmezse pek fazla düş
kırıklığı yaşanmıyor. Yani artık birçok insan aşık olmadan çok daha önce
cinsel deneyim yaşıyor.
İnsanlar ilk aşklarını nasıl unutmuyorsa, ilk seviştikleri kişiyi, yeri ve
zamanı da en ince detayına kadar hatırlıyor. İlk yaşadığımız cinsel
ilişkinin hafızalarımıza bu denli kazınmış olmasının sebebi de, o olay
gerçekleşmeden çok önce uzun süre merak etmiş, endişelenmiş ve hatta
fantezisini kurmuş olmamızdır.
"Hayır" demenin güçlüğü
Genç kızların birçoğu ilk gerçek cinsel ilişkilerinde düş kırıklığına
uğrarlar. Çünkü seks hakkında şöyle böyle bilgi edinmiş olmalarına karşın,
cinsel ilişkiye girdiklerinde, cinsel ilişkiden ne beklediklerini hala
bilmiyorlardır. Bir genç kız şöyle diyor: "Erkek arkadaşım hoyrattı, beni
hiç düşünmüyordu. Canım acımaya başlayınca paniğe kapıldım ve durmasını
söyledim, ama durmadı, devam etti. O olaydan sonra onu bir daha görmek
istemedim. Daha önce bana dokunmasına izin vermezsem beni istemeyeceğini
sanıyordum ama olaydan sonra ben onu istemedim." Birçok genç kız kendileri
henüz hazır olmadıkları halde, erkek arkadaşlarının cinsel ilişki için
yaptıkları bu baskıyı hissederler. Ve birçoğu da ya utandığından, ya da
sürekli baskıya dayanamadığından dolayı boyun eğer ve sonradan "hayır"
diyemediklerine pişman olurlar. Başarılı bir sevişme için, doğru bir
iletişim ve karşılıklı anlayış çok önemlidir. Bu ikisi yoksa sevişmenin
mutluluk vermesi mümkün değildir. Eğer genç kızın bu ilk cinsel
deneyimiyse, sorun daha da güçleşir. Bir kadına şefkatle, sevgiyle ve
yumuşaklıkla yaklaşılması gerekir. Bazen yanlış olsa bile, insan kendini,
cinsel aşk için en uygun zamanın geldiğine inandırabilir. Kendisini
sevecek birini arayan Hande, bu sevgiyi seksle satın almaya çalıştığını
düşünüyor. "Pek bilinçli birşey değildi ama, sanıyorum, bir erkeğin
benimle sevişmesine izin verirsem, bana aşık olacağına inanıyorum. Aşık
filan olmadı tabii!"
Seks arzusu çok güçlü olabilir ve insan bir kez denedikten sonra geriye
dönüş yapmak zor olabilir. Birçok kadın, ilk cinsel eşleriyle en çok neden
zevk aldıkları konusunda konuşmakta zorlanmışlar ve bu yüzden daha sonraki
ilişkilerinde ne istediklerini söyleyebilme cesaretini çok uzun zaman
sonra bulduklarını görmüşlerdir.
Eşler arasındaki ilgi ve sevginin azlığı kadar, korku, gerginlik ve
suçluluk duygusu da, ilk cinsel ilişkinin unutulmaz ve acı bir deneyim
olmasına neden olabilir.
|