Romatizmal Ateş
--------------------------------------------------------------------------------
Hazırlayan: Prof. Dr. Rana Olguntürk
Gazi Üniveristesi Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hast. AD
1- Akut romatizmal ateşin önemi nedir?
Akut romatizmal ateş (ARA), 5-30 yaş grubunda en sık
görülen kalp hastalığı nedenidir. 45 yaş altında
kardiyak(kalp) nedenlere bağlı ölümlerde romatizmal kalp
hastalığı en sık görülen nedendir. Bütün yaşlarda kalp
hastalıklarının %25-40 nedeni romatizmal kalp
hastalığıdır. Her yıl 10-20 milyon yeni olgunun
görüldüğü tahmin edilmektedir. Hastalığın morbiditesi ve
oluşturduğu sekeller mortalitesinden daha da önemlidir.
2- Akut romatizmal ateşin ülkemizde görülme sıklığı
nedir?
"Türkiye Romatizmal Ateş Çalışma Grubu"nun 14 merkezden
aldığı 2000 yılı verilerine göre pediyatri
polikliniklerine başvuran hastalarda ARA sıklığı
10.8/10.000, çocuk kardiyoloji polikliniklerine başvuran
hastalar arasındaki sıklık ise %1.9 bulunmuştur. Ankara
bölgesinde yapılan bir araştırmaya göre (1995) son 20
yılda ARA görülme sıklığı 9-10 kat azalma saptanmıştır.
3- Romatizmal ateş görülmesinde genetik eğilim var mı ?
Ailede ARA varsa daha mı titiz davranılmalı. Romatizmal
ateş nedenleri arasında bir genetik ön yatkınlığın
olduğu uzun yıllardan beri bilinmekle birlikte mekanizma
tam olarak anlaşılamamıştır. Son yıllarda yapılan
çalışmalar farklı bölgelerde değişik genetik yapıların
ARA ve özellikle romatizmal kalp hastalığına duyarlılık
bulgusu olarak hastalarda sık bulunduğunu göstermiştir.
Ailede ARA varsa kesinlikle daha titiz davranmalıdır.
Aile öyküsü hastalığa karşı duyarlılığı artırmaktadır.
Kuşkulu ailelerde her ÜSYE'de kesinlikle boğaz kültürü
yapılmalı ve anti-streptokoksik tedavi uygulanmalıdır.
4- ARA hangi yaşlarda görülür? Altı aylık bebeklerde de
olabilir mi?
ARA'nın ilk atağı 5-15 yaş arasında görülür. En sık
sekiz yaşındaki çocuklarda görülür. Beş yaş altında
ender görülür. Hastalığın çok yaygın olduğu 1940-1960
yılları arasında Amerika'da yapılan çalışmalarda iki yaş
altında %0.7, beş yaş altında %8.4 oranında görülmüştür.
Beş yaş altında çocukların streptokok ile karşılaşma
riskleri düşüktür. Streptokoksik ÜSYE geçirmenin
serolojik bulgusu olan ASO titrasyonu iki yaş altındaki
çocuklarda çok düşük iken, 6-14 yaş arasında normalin
üst sınırında ve hatta normalin üstünde bulunmuştur.
5- ÜSYE olgularına Penisilin verelim mi?
Eğer boğaz kültüründe beta hemolitik streptokok üremişse
penisilinle tedavi edilmesi uygundur. Önerilen tedavi
paranteral uzun etkili penisilin (Benzatin Penisilin G)
ya da oral penisilin (fenoksimetil penisilin); penisilin
alerjisi varsa eritromisindir.
6- ARA’dan korunmak için önerileriniz nelerdir?
Romatizmal ateş tekrarlayan bir hastalık olduğu için
hastalık geçirildikten sonra korunmak çok önemlidir.
Hastalığı geçiren bir çocuğun tekrar geçirmesi
önlenmelidir. Korunma tedavisinin kesilebilmesi için son
beş yılda hastalığın tekrarlamamış olması gerekir.
7- Kardit tedavisinde salisilat kullanılabilir mi?
Kardit tedavisinde bazı kaynaklar kalp yetmezliği ya da
kardiyomegali olmayan olgularda salisilat tedavisini
önermekle birlikte Türk Pediatrik Kardiyoloji Derneği
Romatizmal Ateş Çalışma Grubu üyeleri kardit tanısı
kesin olan tüm hastalarda prednizolon tedavisini
önermektedir. Karditli hastalar kesinlikle yatak
istirahatine alınır. Kalp yetmezliği varsa digital,
diüretik ve ACE inhibitörleri verilir. Rebound'u önlemek
için steroid kesilirken salisilat başlanmalıdır.
Yaz ve Kalp Hastalıkları
--------------------------------------------------------------------------------
Hazırlayan: Prof. Dr. Övsev Dörtlemez - Prof. Dr. Halis
Dörtlemez
İç Hastalıkları - Kardiyoloji Uzmanı
Kalp Hastalarının Hastalıkları gereği yaşam boyu dikkat
etmeleri gereken bazı kurallar vardır.
Bunlar çoğu kez hastalar tarafından yeni bir yaşam şekli
olarak algılanır. Mümkün olduğunca da uymaya özen
gösterilir
Her mevsimin kendine özgü güzelliği ve özelliği vardır.
Kışın karı ve soğuğu ile yazın sıcağı ve denizi bunların
başında gelir.
Kalp Hastası olan kişi yazın ve denizini çok seviyor da
olsa, kendini mümkün olduğunca sıcaktan ve yaz-deniz
keyfi adına yorgunluktan korumalıdır. Bu nedenle sıcağın
ve koruyucu hareketlerin sakıncalarına kısaca değinmek
uygun olur.
Sıcaklık ve Deri
İnsanlar içinde bulundukları ortama uyum sağlamada
kendilerine yardımcı olan donanımlara sahiptirler.
Çevrenin ve kendi vücut ısınlarının durumuna uyum
sağlamada deri çok önemli bir rol oynar
Deri, damarlarının durumunu ihtiyaca göre ayarlayarak
damarların genişlemesi veya damarların daralmasını
sağlayarak çevrenin sıcağına uyum sağlar. Kişinin sıcağa
uyum göstermesinde terleme ve titremeninde önemli bir
ayarlayıcı rolü vardır.
Deri, normal koşullarda normal ısıdaki ve istirahatteki
erişkin bir insanda kalp debisinin % de 5-10'u kadar bir
kan taşır. Isının artmasıyla deri kanlanması artar.
Aşırı ısı artması hallerinde kap debisinin % 50-60'ı
deriye gider. Bu gibi hallerde derinin Sempatik
Vazokonstriktör sinirleri arayıcılığı ile çeşitli
refleks yollar sayesinde dolaşım düzenlenmesi yapılarak
kontrol altına alınır.
Yazın aşırı sıcaklarda, sıcağa uzun süre maruz kalmakla
en sık görülen aşırı halsizlik, yorgunluk hatta
bitkinlik düzeyindeki tablolardır. Sıcak Çarpması (Güneş
Çarpması) bu durumlardan biridir.
Ortamın ısısının artmasıyla kişinin deri ve çeşitli
organlarında oluşan temel değişiklikleri şöyle
özetleyebiliriz.
1- DOLAŞIMDA ,KANIN BÜYÜK KISMI DERİYE YÖNELDİĞİ İÇİN
DERİNİN KAN AKIMI VE KAN MİKTARI ARTAR.
2- KALB DEBİSİ VE ATIM HACMİ AZALIR.
3- ARTERİYEL KAN BASINCI ( TANSİYON ) DÜŞER.
4- KARIN İÇ ORGANLARININ KANLANMASI AZALIR.
5- KASLARDA KAN AKIMI AZALIR.
Bu değişiklikler yorgunluk yaratabilecek düzeyde güç
sarfiyatını gerektiren her türlü beden-sel faaliyette
daha da artar.
Böyle durumlarda kalbin işinin artması dakikadaki atım
sayısı-kasılması da artar.
Yukarıdaki açıklamaya çalışmaya çalıştığımız
özelliklerden ötürü hipertansiyonlu, kalp yetmezlikli,
koroner arter hastalıklı ve tedavi altındaki hastların
şunlara dikkat etmleri uygun olur.
FAZLA SICAĞA MARUZ KALMAYINIZ.
YÜRÜYÜŞ VE GEZİNTİLERİNİZİ SABAH ERKEN VEYA AKŞAM SERİN
SAATLERDE YAPINIZ.
GÜNLÜK SU ALIMINIZ KISITLANMIŞ BİLE OLSA,YAZIN ÇOK SICAK
ZAMANLARI_DA VE AŞIRI TERLEDİĞINİZ DÖNEMLERDE SU
KAYBINIZ ARTACAĞI İÇİN YETERLİ SUYUNUZU (GÜNDE ORTALAMA
2-2,5 LİTRE)
TERLE BİRLİKTE VÜCUDUN ELEKTROLİT KAYBI, ÖZELLİKLE
SODYUM (TUZ) KAYBI FAZLA OLACAĞI İÇİN-TUZ KISITLAMALI
BİR REJİM İÇİNDEYSENİZ DOKTORUNUZUN FİKRİNİ ALARAK
YEMEKLERİNİZE BİRAZ TUZ İLAVE EDEBİLİRSİNİZ.
DENİZ KIYISINDA TATİLDE İSENİZ, KUMDA YATIP, GÜNEŞ
BANYOSU YAPMAYINIZ. DENİZE SABAH VEYA AKŞAM ÜZERİ
GİRİNİZ. DENİZDE UZUN SÜRE YÜZMEYİNİZ.
EGER DENİZDE DALMA ALIŞKANLIĞINIZ VARSA DALMAYINIZ.
TOK KARNINA DENİZE GİRMEYİNİZ.
FAZLA YAGLI, KIZARTMALI, AĞIR GIDALAR YERİNE, BOL SEBZE,
HAŞLAMA VEYA IZGARA, HAFİF GIDALAR TERCİH EDİNİZ. EĞER
DİABETES MELLİTUSUNUZ (ŞEKER HASTALIĞI) YOKSA BOL MEYVA
YİYİNİZ.
BACAKLARINIZDA KRONİK VENÖZ YETMEZLİK (VARİS) VARSA,
DENİZDE BELİNİZE KADAR OLAN BİR SU SEVİYESİNDE YÜRÜYÜŞ
YAPINIZ. ASLA KUM BANYUSU YAPMAYINIZ.
HİPERTANSİYONLU İSENİZ, TANSİYON İLACINIZ FAZLA
GELEBİLİR, DOZUNU DOKTORUNUZA TEKRAR SORUNUZ.
AŞIRI SICAKLARDA RİTM BOZUKLUKLARI OLABILİR.
BU KURALLARA UYMADIĞINIZ TAKDİRDE HANGİ SEBEPLE MEYDANA
GELMİŞ OLURSA OLSUN KALB YETERSİZLİGİNİZ KAYBOLMUŞKEN
YENİDEN ORTAYA ÇIKABİLİR, HAFİFLEMİŞKEN AĞIRLAŞABİLİR.
SÜKÜN BULMUŞ, KAYBOLMUŞ KALB AĞRILARINIZ (ANGİNA
PECTORİS) YENİDEN BAŞLAYABİLİR.
DENİZ VE SICAĞA KARŞILIK SERİN YAYLA TATİLİNİ TERCİH
EDEBİLİRSİNİZ
Yüklenme Stres Testi - Eforlu EKG
(Egzersiz Stres Testi)
--------------------------------------------------------------------------------
Hazırlayan: Yrd. Doç.Dr. Hakan Yaman,
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fak, Spor Hekimliği
AD, Isparta
Test nasıl yapılır?
Teste hazırlık gerekir mi?
Günlük yaşamda sağlıklı kalbiniz ne kadar çok çalışırsa
o kadar çok oksijen tüketmektedir. Ancak kalbinizin
kanlanmasına ilişkin sorunlar başladıysa, kalbinize
yeterince oksijenin gitmesi de engellenecek ve göğüs
ağrıları, elektrokardiyogramda değişiklikler ya da
kalple ilgili başka yakınmalarınız başlayacaktır.
Yüklenme stres testinin buradaki amacı tıbbi gözetim
altında (doktor ya da sağlık teknisyeni) kalbinizi
zorlayarak verim sınırlarını öğrenmektir. Hekiminiz bu
testi kalp damarlarının tıkanıklığı düzeyini dolaylı
olarak öğrenmek için, yapmış olduğu balon
anjiyoplastinin ya da by-pass ameliyatının yeterliliğini
ya da erkek olarak 40 yaşını, kadın olarak 50 yaşını
aşmış iseniz ve düzenli spor yapmaya başlamak
istiyorsanız isteyebilir.
Test nasıl yapılır?
Koşu bandında koşamaya başlamadan önce ya da
ergobisiklete binmeden önce göğsünüzün üstüne ve sol
memenizin altlarına elektrot denilen yuvarlak diskler
yapıştırılır. İyi bir iletimi sağlamak amacıyla
elektrotlar yapıştılmadan önce jel sürülür. Elektrotlar
birer kablo ile elektrokardiygrafi aletine bağlıdır ve
koşu sırasında kalbinizin elektriksel etkinliğini bir
şeride kaydeder. Bir kolunuza da tansiyon aletinin
manşonu bağlanır. Böylece koşu ya da bisiklete binme
sırasında kan basıncınız da izlenir.
Ön hazırlıklar tamamlandıktan sonra koşu bandında hafif
koşmaya ya da ergobisiklette hafif pedallemeye
başlarsınız. Her bir kaç dakikada koşu hızınız ya da
pedalleme hızınız arttırılır. Böylece bedeniniz biraz
daha zorlanır. Bu yüklenme işlemi yoruluncaya kadar,
yani ortalama 10-15 dakika kadar sürebilir. Yüklenmeden
sonra 15 dakika dinlenirsiniz ve bu arada da
ekeltrokardiyogram ve kan basıncınız kaydedilemeye devam
eder.
Koşu ya da pedalleme sırasında çok yorulursanız testi
sonlandırınız, yani koşmayı ya da pedallemeyi bırakınız.
Benzeri biçimde baş dönmesi, halsizlik, göğüs ağrısı ya
da aşırı çarpıntı başlayınca teste son veriniz. Bu arada
kalbinizin eletriksel etkinliği ve kan basıncı
değişimleriniz doktor ya da teknisyen tarafından
izleneceği için herhangi bir sorunlu anda Sizi testi
bırakmayı söyleyecektir.
Teste hazırlık gerekir mi?
Teste katılmadan önce herhangi bir ilaç kullanıyorsunuz,
bunu testi yapacak kişi bildiriniz (özellikle kalp ve
tansiyon ilaçlarınızı). Eğer alkol kullanıyor ya da
sigara içiyorsanız bunları testten birkaç saat
öncesinden bırakınız. Kahve ya da çay gibi içecekleri de
birkaç saat öncesinden içmeyiniz. Teste uygun kıyafet ve
ayakkabı ile gidiniz. Kıyafet olarak eşofmana benzeri
giyim eşyası ve koşu ayakkabısı gibi ayakkabı giymeniz
daha rahat bir test geçirmenizi sağlayacaktrır.
Kalp Damar Hastalıkları
--------------------------------------------------------------------------------
Hazırlayan:Prof. Dr. ALİ KUTSAL
Kalp-Damar Cerrahisi Uzmanı
Kalp-damar sistemi; kalp, arterler (atardamar), venler
(toplardamar) ve kapillerlerden (kılcal damar) oluşur.
Kalp; göğüs boşluğunun ortasında sternumun (göğüs
kemiği) arkasında, göğüs omurlarının önünde ve diaframın
(karın zarı) üst tarafında yerleşmiştir. Vücudun
canlılık ve işlevlerini sürdürebilmesi için gereksinmesi
olan besin maddeleri ve oksijeni taşıyan kanı tüm organ
ve dokulara ulaştırmakla görevli, kas yapısında bir
pompadır. Bu işlevini; dakikada 60-100 (ortalama 80),
bir saatte 4800 ve bir günde ortalama 115.200 kez
kasılarak sağlar. Ortalama yaşam süresinin 69 yıl
(Türkiye için) olduğu dikkate alınırsa, bu kadar yoğun
çalışan bir organda bu süre içerisinde çeşitli
hastalıklar görülmesi doğaldır.
Vücutta normal işlevlerin yürütülebilmesi için bütün
hücrelerin sürekli oksijene gereksinimi vardır. Bu
sırada ortaya çıkan karbondioksitin de vücuttan atılması
gerekir. Kan ve dokular arasındaki oksijen ve
karbondioksit değişimi kapiller damarlarda gerçekleşir.
İçerisindeki oksijen ve besin maddeleri dokular
tarafından kullanılan kan toplardamarlar aracılığı ile
kalbe gelir. Kalp pompa görevi yapan dört boşluktan
oluşur. Septum adı verilen bir duvar kalp boşluğunu sağ
ve sol olmak üzere ikiye ayırır. Kanın toplandığı ilk
bölüm sağ atriyum (kulakçık) olarak isimlendirilir. İnce
duvarlı olan sağ atriyumdan kan, triküspit kapak
aracılığı ile daha kalın adele yapısına sahip olan sağ
ventriküle (karıncık) geçer. Sağ ventrikül bu kanı
pulmoner kapak aracılığı ile akciğerlere gönderir ve
burada kanın içerisindeki karbondioksit temizlenir,
yerine oksijen eklenir.
Yeniden oksijenlenen kan bu sefer
kalbin sol tarafındaki sol atriyuma gelir. Buradan
mitral kapak aracılığı ile sol ventriküle ve oradan da
aort kapağı aracılığı ile vücudun en büyük atardamarı
olan aorta atılarak vücudun her tarafına giden dallar
aracılığı ile tüm dokulara ulaşır. Kalbin sağ ve sol
tarafı aynı anda kasılır (sistol), aynı anda gevşer
(diyastol). Diyastolde kalp boşluklarına dolan kan
sistol sırasında akciğerler ve vücuda atılır.
Atardamar sisteminde vücuttaki toplam kanın %10'u
bulunur. Atardamarların kalpten çıkan başlangıç bölümüne
aorta denir. Kalpten uzaklaştıkça damarların çapı
küçülerek dokularda kapiller adı verilen ince kılcal
yapılar biçiminde sonlanırlar. Aorta ve büyük dalları
elastik yapıdadır. Sistol sırasında kalp kanı aorta
içine atar, buna bağlı olarak da aort içinde basınç
yükselir. Ancak damarın elastik ve esnek yapısı
sayesinde basıncın istenmeyen seviyelere çıkması
önlenir. Kalbin diyastol döneminde ise kan atımı
olmayacağı için aort içindeki basınç düşer ama yine de
bir miktar kan bulunur. Böylece sistol sırasında 90-140
mmHg arasında olan basınç diyastolde 60-90 mmHg arasında
seyreder. Her kalp atışında bu durum tekrarlar ve
böylece dokulara sürekli kan taşınmış olur.
Kanın taşıdığı besin maddeleri, oksijen, çeşitli
elektrolit ve hormonlar kapillerlerde dokular tarafından
alınır. Bunlar kullanıldıktan sonra ortaya çıkan atıklar
ise kana verilir. Kapillerlerden kan venöz sistem
aracılığı ile geri döner.
Toplardamar sistemi dolaşımdaki kanın %75'ini taşır.
Çeşitli atıkları içeren kanı kalbin sağ atriyumuna
getiren başlıca iki ana ven vardır. Superior vena kava
olarak isimlendirilen ven baş, boyun ve kollardaki kanı,
inferior vena kava olarak isimlendirilen ven ise vücudun
alt kısımlarındaki kanı kalbe getirir. Venlerin de kalbe
yaklaştıkça çapları artar. Fazla miktarda kan
taşıdıkları için duvarları arterlerden daha incedir ve
daha esnektirler.
Kalp kendi kendine elektriksel uyarı oluşturabilen bir
yapıya sahiptir. Her kalp atışı bu sistem tarafından
başlatılır, özel bir sistem aracılığı ile kalbin her
tarafına iletilerek kasılma sağlanır. Uyarı sağ atriyum
ile superior vena kava’nın birleşme yerinde bulunan
sinüs düğümünden başlatılır, atriyum boyunca yayılarak
sağ atriyumda trikuspid kapağın septal leafleti, koroner
sinüs ve tendon todaro arasında kalan ve Koch trigonu
olarak isimlendirilen üçgenin içinde yer alan
atrioventriküler düğüme gelir. Buradan önce ortak bir
demet halinde atriyumlardan ventriküllere geçer ve
buradan her iki ventriküle dağılır.
Bu kadar karmaşık bir yapısı olan ve çok çalışan bir
organ sisteminde pek çok hastalığın görülmesi
kaçınılmazdır. Kalp ve damar hastalıkları doğumsal olan
(konjenital) ve sonradan ortaya çıkan (edinsel)
hastalıklar olarak ikiye ayrılır:
Doğumsal kalp hastalıklarının sıklığı ortalama olarak
1000 canlı doğumda 8 kadardır ve nüfusa oranlandığında
ülkemizde her yıl 12.000'e yakın kalp anomalisi olan
bebek doğmaktadır.
Edinsel kalp hastalıkları ise başlıca romatizmal ve
koroner kalp hastalıklarından oluşur. Gelişmiş ülkelerde
ender görülen romatizmal kalp hastalığı çocukluk
döneminde geçirilen romatizmal ateşin kalbi de
etkilemesi ile oluşur.
Yurdumuzda 1990 yılında yapılan TEKHARF çalışmasında 20
yaş üzerinde romatizmal kalp hastalığı sıklığı %0.046
olarak bulunmuştur. Okullarda yapılan tarama
çalışmalarında ise 7-17 yaş grubunda sıklık; erkeklerde
%0.063, kızlarda %0.068 ve ortalama %0.065'tir. Bunlara
Türkiye'de 150.000 kişide romatizmal kalp hastalığı
olduğu tahmin edilmektedir.
TEKHARF çalışmasına göre 1.050.000 koroner kalp hastası
ve 590.000 hipertansif kalp (yüksek tansiyon) hastası
vardır. Hipertansiyon da koroner kalp hastalığına neden
olan önemli faktörlerden biri olduğu için yaklaşık
1.700.000 koroner kalp hastasının var olduğu kabul
edilebilir.
Kalp-Damar Hastalıklarının Nedenleri
Doğumsal Nedenler:
Bebekte kalp gelişimi hamileliğin ilk altı haftası
içinde olur. Gebeliğin ilk 10 haftası embriyolojik dönem
olduğu için bu süreç içerisinde annenin geçirebileceği
ve embriyolojik gelişimi etkileyebilecek kızamıkçık,
toksoplazma, sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonları,
sifiliz, annenin aşırı sigara veya alkol alımı,
kullanılan ilaçlar (difenilhidantoin, talidomide, lityum
klorür, oral antikoagülanlar) kalp gelişimini
etkileyerek çeşitli anormalliklerin ortaya çıkmasına
neden olabilir. Aynı dönemde anne ve/ya da babadan
kromozomlar aracılığı ile bebeğe geçen ve kalpte
anormallikler yapan Turner, Holt Oram, Marfan gibi
sendromlar da vardır. Ayrıca hamilelik döneminde
radyasyona maruz kalan annelerin bebeklerinde kalp
anomalisi görülme riski belirgin olarak artar.
Bu kadar kısa gibi görülen dönem içinde ortaya çıkabilen
ve kapakların herhangi birinde delik görülmesi ya da
kulakçık veya karıncıklar arasında delik bulunması gibi
daha basit anomalilerden, kalp boşluklarının veya
kalpten çıkan ana damarların yer değiştirmesi ve bunlara
kalp içinde delik veya darlıkların da eklenmesi gibi çok
daha karmaşık anomalilere kadar değişebilen
hastalıkların sayısı yaklaşık 6.000 civarındadır.
Ailenin bir çocuğunda doğumsal kalp anomalisi varsa
diğer çocuklarda da anomali görülme sıklığı anomalinin
cinsine göre %2.5-4.5 oranında artar.
Edinsel Nedenler:
Doğuştan olan az sayıdaki kapak anomalisi bir tarafa
bırakılacak olursa edinsel kapak hastalıklarının büyük
kısmı ateşli romatizmaya bağlı olarak ortaya çıkar.
Romatizmal ateş, streptokok grubu mikroplara karşı
vücudun verdiği bir bağışıklık yanıtıdır. Boğaza
yerleşen streptokok iyi tedavi edilmezse genellikle iki
hafta içinde ateşli romatizmaya neden olur. Bunun
çeşitli belirtileri vardır.-1>Temel Belirtiler:
1. Kalpte tutulma (kardit)
2. Eklemden ekleme yer değiştirme (iltihap)
3. Yüz, kol veya bacaklarda istemsiz kasılmalar (korea)
4. Deride kırmızı döküntüler (eritema marginatum)
5. Deri altında nodüller-1>Yandaş Belirtiler:
1. İltihaplanma olmadan eklem ağrısı
2. Ateş
3. Daha önce romatizmaya bağlı kalp hastalığı geçirilmiş
olması
4. Sedimantasyon, ASO (anti streptolizin O), CRP (C
reaktif protein) gibi kan testlerinin yüksek bulunması
5. Kalp tutulumu gösterir EKG bulguları
Akut romatizmal ateş tanısının konulması için temel
belirtilerden iki ve yandaş belirtilerden de iki
tanesinin bir arada bulunması gerekir. Romatizmal
ateşten kalbin bütün katları etkilenir. Ama en çok kalp
kapakları tutulur. Kapaklarda kalınlaşma ve yapışma
olursa darlığa, destek dokularda gevşeme olursa
arasından kan kaçırarak yetmezliğe neden olur.
Koroner Arter Hastalıkları
--------------------------------------------------------------------------------
Hazırlayan: Prof. Dr. Ali Kutsal, Sülayman Demirel
Üniversitesi Tıp Fakültesi
Kalp-Damar Cerrahisi Bölümü
Gelişmiş batı ülkelerinde ölümlerin en az yarısı kalp
damar hastalıklarına ve bunların ¾’ü de atherosklerotik
koroner arter hastalıklarına bağlıdır. Amerika’da her
yıl 600.000 kişi iskemik kalp hastalığından dolayı
ölmekte ve bunların yarısında olay ani gelişmektedir.
Genel olarak görülme sıklığı erkeklerde kadınlardan daha
fazladır (4:1). Kırk yaşından önce koroner arter
hastalığı görülme oranı 8:1; 40-60 yaş arası 4:1 ve 70
yaş sonrasında 1:1’dir.Erkeklerde en çok 50-60,
kadınlarda ise 60-70 yaş grubunda rastlanılmaktadır.
Koroner Arterlerin Anatomisi
Kalbin kanlanmasını sağlayan 2 ana koroner arter
bulunmaktadır: Sağ ve sol ana koroner arterler. Bunlar
aortik valvar leafletlerinin arkalarından çıkarlar. Sağ
ana koroner arter aortada sağ (anterior) sinüsden, sol
ana koroner arter ise sol (posterolateral) sinüsten
çıkar.
Sağ Koroner Arter (RCA)
Aortadan dik bir açıyla çıktıktan sonra RCA sağa ve
aşağıya doğru bir seyir takip eder ve ilk 2 dalını
verir. Bunlar birbirlerine zıt yönde giden iki daldır:
İlk dal Conus dalıdır ve pulmoner kapağın hemen altında
yerleşmiştir, diğer dal Sinus Düğümü Arteri’dir yukarı
ve arkaya doğru bir seyir takip eder
Sağ koroner arterin akut margin ve sağ ventrikül dalları
sağ ventrikülü besler. İnsanların %90’ında sağ koroner
arterin hakimiyeti vardır. Bu hakimiyet arterin kalbe
kan sunumunun fazlalığını değil posterior desending
arterin ve A-V nodal dalın bu arterden çıktığını
gösterir. PDA ve A-V düğüm arterleri her 2 ventrikülün
alt bölgesini ve ventriküler septumun arka bölgesini
besler.
Sol Koroner Arter
Sol ana koroner arter sol valsalva sinüsünden (posterolateral)
çıkar ve hemen aşağıya ve dışa doğru bir seyir izler.
Sol ana koroner arterin kısa olan gövde kısmı
atherosclerosa en fazla eğilimi olan alanıdır. Sol ana
koroner arter bu kısa seyirden sonra iki dala ayrılır:
Sol ön inen dal (LAD) ve sirkumfleks (Cx) dallar. Cx dal
atrioventriküler birleşim yerinde seyreder ve sonra uç
dallarını verir
LAD Cx’e göre daha kararlı çap ve seyri olan bir daldır.
LAD’nin dalları diagonaller, septal perforatörler ve sağ
ventrikül dallarıdır. 2-6 tane olabilen diagonaller sol
ventrikül ön duvarı boyunca ilerler ve bu bölgedeki kalp
kasını besler. Birinci diagonal sıklıkla en büyük
olandır. 3-5 tane olabilen septal perforatörler
ventriküler septumda dik olarak yerleşmiştir. Bu
dalların dik yerleşimi koroner angiogramlarda LAD’in
tanınmasında yararlıdır. Her zaman görülmeyen sağ
ventrikül dalları sağ ventrikülün ön yüzünü kanlandırır.
Koroner Venöz Dolaşım
İnsanlarda koroner venöz dönüşün yaklaşık %75’i Coroner
Sinus adı verilen geniş vasküler yapı tarafından
sağlanır.Bu damar doğrudan sağ atriuma açılır. Orifisi
triküspid valve’in üstünde ve V.Cava İnferior’un sağ
atrium giriş bölgesinin iç ve üst kısmındadır. Koroner
venler arterlerin seyrini takip ederler ve koroner
sinüse boşalırlar. Bir kısım drenaj lenfatik sistem
tarafından oluşturulur (%5) ve geri kalan %20’lik drenaj
Thabessian venlerince sağlanır.
Koroner Arter Hastalıkları
Koroner arterlerde meydana gelen daralma ve
tıkanıklıklar sonucunda bu damarların beslediği kalp
adelesinde kalıcı veya geri döndürülebilir hasar meydana
gelebilmektedir. Günümüzde koroner arterlerde en sık
görülen edinsel hastalık atheroskleroz sonrasında
gelişen iskemik kalp hastalığıdır. Atherosklerotik
tutulmanın en sık yerleştiği bölge sağ koroner arterin
akut margin ile posterior descending dalları arasında
kalan bölümdür (Crux). İkinci sıklıkta LAD’nin proximal
yarısına yerleşir. Hastalığın üçüncü sıklıkta yerleştiği
yer sağ koroner arterin çıkışı ile marginal dalı
arasındaki segmenttir. Atherosklerotik lezyonlar
karakteristik olarak çok sayıdadır ve çoğunlukla birden
fazla arterde yerleşir. Koroner arter hastalıkları ve
bunun sonucunda myokardial beslenme bozukluklarına
sıklıkla sebep olan patolojiler şu şekilde
sıralanabilir:
1-Atheroskleroz (%99)
2-Arteritler (Sistemik lupus eritematozus, Pan arteritis
nodoza, Takayaşu vb.)
3-Embolizm
4-Koroner mural kalınlaşma (Amiloidoz, radyasyon)
5-Koroner daralmasının diğer sebepleri (spasm, aort
diseksiyonu)
6-Konjenital koroner arter hastalıkları (Arteriovenöz
fistüller, koroner arter çıkış anomalileri)
Koroner arter hastalıklarının (KAH) en sık sebebi olarak
gözlenen atherosklerozun öncül lezyonları yağ
toplanmaları (fatty streak) ve fibröz plaklardır. Yağ
birikimleri atherosklerozun en erken bulgusudur ve 3
yaşın altındaki çocuklarda dahi gözlenmiştir. Bunlar
mikroskobik olarak incelendiğinde köpük görünümü veren
intrasellüler lipidlerle dolu geniş hücrelerin (foam
cells) subendotelyal toplanmasıyla karakterlidir. Köpük
hücrelerinin bir kısmı düz kas orijinli olsa da büyük
kısmı esas olarak lipidlerle yüklü makrofajlardır.
Fibröz plak ise atherosklerozun en önemli patolojik
lezyonudur ve hastalıkta görülen klinik bulguların da
kaynağıdır. Mikroskobik olarak fibröz plaktaki
değişikliklerin çoğu intimal tabakada meydana gelir ve
burada monosit, lenfosit, köpük hücreleri ve bağ
dokuların toplanması vardır. Yağ izlerinden farklı
olarak, fibröz plak içindeki köpük hücrelerinin çoğu düz
kas kökenlidir. Fibröz plaklar damarlar boyunca homojen
olarak dağılmazlar. En sık abdominal aortada
yerleşirler. Bunu koroner arterler, popliteal arterler,
inen aorta, internal karotid arterler ve beynin Willis
poligonunu yapan damarlar izler. Plak damar lümeninde
%50 ya da daha fazla bir tıkanma meydana getirirse akıma
karşı bir direnç meydana getirir, bir basınç farkı
oluşturur ve beslenme bozukluğu ortaya çıkar. Fibröz
plak zamanla değişik komplikasyonlar meydana
getirebilir, bunlar: Kireçlenme, pıhtı oluşumu, plak
içine kanama ve anevrizma gelişmesidir.
Atherosklerosis için çeşitli risk faktörleri
bulunmaktadır. Bunlar reversibl (geri dönebilen) ve
irreversibl (geri dönmeyen) faktörler olarak 2’ye
ayrılır:
Reversibl: Sigara (10adet/gün), hipertansiyon,
hiperkolesterolemi, fiziksel inaktivite, oral
kontraseptif kullanımı, alkol
İrreversibl: İleri yaş, erkek cinsiyet, ailede erken
yaşta koroner arter hastalığı hikayesi varlığı (55 yaş
altı), Diabetes Mellitus (şeker hastalığı), kişilik
yapısı (A tipi denilen stresli kişilik)
İskemik Kalp Hastalıklarının Klinik Şekilleri:
Koroner kalp hastalığı şu klinik şekillerden biriyle
karşımıza çıkabilir:
1- Asemptomatik KAH (sessiz iskemi)
2- Ani ölüm
3- Stabl angina pectorisi
4- Unstabil angina pectoris
5- Akut MI (kalp krizi)
6- Kalp yetmezliği
7- Kalp aritmileri veya ileti defektleri
Normal kalpte myokardın oksijen gereksinimini koroner
arterlerin taşıdığı kan karşılar. Kuvvetli egzersizde
kalbin metabolik ihtiyaçları arttığında bile, myokard
hücrelerine oksijen gelişi devam eder ve denge korunur.
Koroner arterlerin taşıdığı kan miktarını; damarsal
faktörler, kana ait faktörler ve dolaşım faktörleri
belirler.
Damarsal Faktörler: Atherosklerotik daralma, yetersiz
kollateral dolaşım, emosyonel durum, soğuk, üst
gastrointestinal hastalık veya sigara içimine bağlı
refleks daralma.
Kan Faktörleri: Anemi, hipoksi (yetersiz oksijenlenme),
polisitemi.
Dolaşım Faktörleri: Aritmi, kanama ve valsalva
manevrasına bağlı kan basıncında düşme, aort darlığı
veya yetmezliğine bağlı koroner arterlerin doluş
basınçlarının azalması veya koroner arter spazmına bağlı
myokarda oksijen sunumunun azalması.
A- Sessiz İskemi: Kalbin oksijen talebi ile gelen kan
arasında dengesizlik meydana gelirse myokard iskemisi
ortaya çıkar. İskeminin tipik bulguları egzersizle
oluşan stabl angina pectoris veya sessiz iskemi
olabileceği gibi dramatik ve beklenmedik şekilde ortaya
çıkan akut miyokard infarktüsü de olabilir. İskeminin en
sık formlarından biri ise sessiz iskemidir ve çoğunlukla
erken tanınamadığı için tedavisi de gecikmektedir.
İskemik kalp hastalığını gösteren belirtiler olmaksızın
iskeminin objektif bulgularının varlığı belirlenirse
sessiz iskemi var demektir. Sessiz iskeminin 3 tipi
vardır:
Tip 1- Ciddi koroner arter hastalığı ve (+) efor testi
olduğu halde herhangi bir kardiak belirtisi bulunmayan
hastalar bu tipe girer. Bu hastaların bir kısmı MI
geçirirken bile ağrı duymazlar.
Tip 2- MI geçirdikten sonra spontan veya egzersiz testi
ile ağrısız iskemi bulguları olan kişiler.
Tip 3- Genellikle kronik stabl angina, unstabl angina
veya printzmetal angina gibi bilinen şekillerde anginası
olan hastalarda saptanan ve daha sık görülen sessiz
iskemi ataklarıdır.
Yapılan araştırmalarda erişkin orta yaşlı hastalarda
belirtisiz koroner arter hastalığı görülme sıklığı %3-4
olarak bulunmuştur. MI sonrasında bu hastaların
%25-50’sinde sessiz iskemi geliştiği görülmüştür. Sesiz
iskemi daha ağır koroner hastalığı ile ve daha kötü
prognozla ilişkilidir. Genelde ani ölüm riski bu
hastalarda 2 kat fazladır. Özellikle cerrahi açıdan
önemli olan nokta kalp transplantasyonlarında hemen tüm
nöronal yollar kesildiği için ileri evrede bu hastalarda
gelişen koroner perfüzyon bozukluklarında sessiz iskemi
gelişmesidir. Sessiz iskemi bulunan hastalarda da temel
tedavi prensipleri geçerlidir. İlaç tedavisinde beta
blokerler, Ca kanal blokerleri ve nitratlar kullanılır.
Vasokonstriksiyon tabloya hakimse Ca blokerleri veya
nitratlar tercih edilir. Kalp krizi sonrası hastalarda
beta blokerler morbidite ve mortaliteyi azaltmada tercih
edilirler. Sessiz iskemide cerrahinin rolü tam olarak
belirlenememiştir. Ancak ileri koroner hastalığı bulunan
ve sol ventrikül disfonksiyonu bulunan hastalarda
cerrahi tedavinin yararı kesindir. Özellikle sol ana
koroner hastalığı veya sol ventrikül disfonksiyonu ile
birlikte ciddi 3 damar hastalığı bulunan sessiz iskemik
kişilerde cerrahi tedavi yapılmalıdır.
B- Stabil Angina Pectoris: Angina pectoris sıkıkla
atherosklerotik kalp hastalığına bağlı olarak ortaya
çıkar. Lezyon bölgesinde veya normal damarlarda damar
spazmı sonrasında da gelişebilir. Angina pectoris
teşhisi esas olarak hikayeye dayanır ve çok subjektiftir.
Angina sıklıkla egzersizle gelişir ve dinlenme ile
yatışır. Yemek sonrası, heyecanlanma veya soğuğa maruz
kalma durumlarında da angina tetiklenebilir. Hastalar
genellikle anginayı ağrı olarak değil göğüste sıkışma ve
basınç hissi, yanma veya hazımsızlık olarak tanımlarlar.
%90 oranında sternum ortasından başlayan ve sola
genelliklede sol kola ve omuza yayılan ağrı şeklinde
tarif ederler. Angina kısa sürelidir ve rahatsızlık
kalmadan tamamen geçebilir. 30 dakikadan fazla süren
ağrılar nadirdir ve unstabl angina, kalp krizi (MI) veya
başka bir teşhisi düşündürmelidir. Aynı zamanda bu
rahatsızlığın bir önemli özelliği de nitrat
preperatlarının alınması sonrasında geçmesi en azından
hafiflemesidir. Bazı hastalarda göğüsteki bu basınç
hissinin yanında soğuk terleme, ölüm korkusu,
kusma-bulantı gibi vagal uyarımın artışına bağlı
semptomlar da bulunabilir. Hastaların ayırıcı tanısında;
psikojenik göğüs ağrısı, hiatus hernisi veya reflü
özefajiti, özafagus (yemek borusu) spazmı, kalp zarı
iltihabı (perikardit), safra kesesi ağrısı vb.
hastalıklar ayırt edilmelidir. Tanı Kriterleri:
Genellikle stres veya egzersizle uyarılan, nitratlar
veya istirahatle hızla düzelen göğüs ağrısı, ağrı veya
stres testi esnasında iskeminin EKG veya sintigrafik
bulgularının saptanması, koroner angiografide majör
koroner arterlerde önemli daralma veya tıkanıklıkların
görülmesidir.
C- Printzmetal Angina: Ortaya çıkaran faktörler
bulunmaksızın oluşan göğüs ağrısı ve EKG de ST segment
elevasyonu ile karakterize klinik bir sendromdur.
Genellikle 50 yaş altındaki bayanlarda ortaya çıkar ve
sabahın erken saatlerinde uykudan uyandıktan sonra
oluşması karakteristiktir. Genel patolojik zeminde
vasküler spasm vardır ve bu nedenle medikal tedavide Ca
kanal blokerlerine iyi yanıt alınır.
Angina Pectoris tedavisi: Ana tedavi prensipleri ikiye
ayrılır: Akut atakların ve sonraki atakların önlenmesi.
Akut Atakların Önlenmesi: Dilaltı nitrogliserin ilk
seçenek ilaçtır ve 1-2 dk. içinde etkisini gösterir. Doz
3-5 dakika aralıklarla tekrar edilebilir. 3 tablete
cevap vermeyen veya 20 dk.’dan uzun süren göğüs ağrıları
infarktüs gelişmekte olduğunu gösterir ve dikkatli ve
daha ileri tedaviye ihtiyaç olduğuna işaret eder.
Sonraki Atakların Önlenmesi: Hastalarda her şeyden önce
ortaya çıkarıcı faktörler belirlenmelidir. Bunlar
arasında soğuk, hipertansiyon, aritmi, kuvvetli egzersiz
vb. yer alır. Bunun yanında değişik ilaç seçeneklerinden
biri ya da birkaçı birden tedaviye eklenmelidir.
D- Akut MI (kalp krizi): Uzamış iskemi sonrasında
gelişen geri dönüşümsüz kalp kası nekrozudur (ölümüdür).
Sebepleri şu şekilde sıralanabilir:
Atherosklerosiz
Konjenital arter anomalileri
Vaskülit sendromları
Koroner arter travma veya anevrizması
Koroner emboli (mekanik kapak vb. nedenlerle)
Ciddi koroner spazm
Kan viskozite artışı
Myokardial oksijen talep artışı (aort darlığı gibi)
Genel tanı 3 temele dayanır: Klinik, laboratuar ve EKG:
Klinik: Genellikle belirtisi olmayan kişilerde akut
olarak ortaya çıkan bir olaydır. Daha sık dinlenirken
ortaya çıkar. MI’da ağrı angina karakterindedir ancak
genellikle daha şiddetli yaygın ve uzun sürelidir (30 dk.dan
fazla). Devamlı ve sıkıştırıcı bir vasıftadır. En sık
görüldüğü zaman sabah saat 6 ile öğlen arasındadır.
Ağrının yanında terleme, çarpıntı (taşikardi) ve bazen
yandaş vagal stimülasyon bulguları olan bulantı, kusma
da olaya eşlik edebilir.
AMI’nde Tedavi Prensipleri:
Hasta yoğun bakım ünitesine alınır, monitorize edilir,
oksijen verilir, laboratuar incelemeleri yapılır.
Hastanın ağrısı hafifletilmeye çalışılır (nitratlar ve
morfin), kalpte oluşabilecek ritim bozukluklarını
önleyici ilaçlar, oluşan pıhtıları çözüp eritecek
ilaçlar, aspirin de tedaviye eklenir.
E- Kötü LV fonksyonu olan 3 damar koroner arter
hastalığı: CASS randomize çalışması göstermiştir ki bu
tip hastalarda cerrahi belirgin bir iyileşme
oluşturmaktadır.
G- İnfarktüs sonrası angina: MI’dan sonraki gidiş kalan
sağlam kas dokusundaki iskeminin devamına, sol ventrikül
fonksiyon bozukluğunun derecesine ve ventriküler ritm
bozukluğu gelişmesine bağlıdır. Eğer hasta stabil ise,
hastaneden çıkmasından önce hastaya risk belirlemek
amacıyla bir submaximal efor testi yapılmalıdır. Test
(-) olanlarda 1 yıllık ölüm oranı %2.1 iken, (+) stres
testi olanlarda bu oran %27’ye yükselmektedir. Bu
nedenle stres testi pozitif çıkan hastalara, PTCA veya
cerrahi tedavi tercihini yapmak için, erken koroner
anjiografi yapılmalıdır. Non-Q MI’da olay sonrasında
tekrarlayan iskemik olay gelişme insidansı fazla olduğu
için koroner anjiografi stres testi(-) bile olsa
yapılmalıdır. Non-Q MI geçiren hastaların yaklaşık
%40-50’sinde Q dalgalı MI geçirenlerin ise %15’inde EKG
değişikliği olmaksızın erken dönemde infarktüs sonrası
angina gelişmektedir. Çoklu damar hastalığı olan
hastalarda koroner by-pass cerrahisi planlanmalıdır ve
bu operasyonda mortalite (ölüm gerçekleşme sıklığı)
oranı %3 civarındadır. Genel olarak infarktüs sonrası
angina gelişen bir hastada cerrahi müdahale ameliyata
bağlı ölüm hızını azaltma amaçlı olarak ertelenmemelidir
çünkü bu erteleme sırasında enfarktüs ve ani ölüm
görülebilir. Unstabil post infarktüs problemi olan
hastalarda ameliyat önecesi ve sonrasında enfarkt riski
%5-10 arasındadır.
H- Kardiojenik şokla birlikte olan akut MI: Bu tip bir
klinik tablonun mortalite riski %80’dir. Her ne kadar
bazı vakalarda cerrahi tedavi yararlı oluyorsa da
hastalardaki ölüm oranı halen yüksek seyretmektedir.
Deneyimler kardiyojenik şoktaki, intra aortik balona
bağımlı az sayıdaki hastada by-pass operasyonunun hayat
kurtarıcı olabileceğini göstermiştir.
I- Başarısız PTCA: PTCA başarısız olduğunda ve damarda
tıkanma meydana gelmesine neden olursa angina oluşur,
EKG değişiklikleri belirir veya hastayı kardiojenik şok
ya da arreste götüren hemodinamik değişiklikler
gelişebilir. Başarısız PTCA girişimi sonrasında
hastalara acil cerrahi uygulanması insidansı %3-4’dür ve
bu girişimin mortalitesi %5-6 civarındadır. Seçilen
hastalarda operasyon sırasında iyi revaskülarizasyon ve
yeterli myokard korunması yapılırsa sonuç daha da iyi
olmaktadır.
J- Rekürren Semptomlar İçin Reoperasyonlar:
Atherosklerozun ilerleyici doğası nedeni ile koroner
by-pass cerrahisi operasyonu palyatif bir operasyon
olarak adlandırılabilmektedir. Her ne kadar ameliyat
sonrası dönemde aspirin kullanımı greftin tıkanma
riskini ve intimal hiperplazi riskini azaltsa da , 10
yıl içinde venöz greftlerin yaklaşık %50’sinde daralma
veya tıkanmaya neden olabilecek ilerleyici
atherosklerozis gelişmektedir. Her ne kadar konulan
greftler sağlam ve açık olsa da bu hastalarda diğer
damarlarda ya da greftlenen alanın ilerisindeki damarda
yeni gelişmiş olan ve ilerleyen lezyon nedeniyle
rekürren iskemi gelişebilir. Reoperasyon mortalitesi,
esas olarak teknik faktörlere ve tatminkar olmayan
revaskülarizasyona bağlı olarak, 2-3 kat daha fazladır.
Bunlara rağmen koroner by-pass cerrahisi hayat kurtarıcı
olmaya devam etmektedir.
|