AĞRILAR
Ağrılar aslında bir nimet olup
vücudumuzda ortaya çıkan rahatsızlıkları haber veren
alarm sistemleridir. Sağlığımız yerinde iken, iç
organlarımızın çalıştığını farkedemeyiz. Beş duyumuzdan
ve iç organlarımızdan beyne bilgi götüren; beyinden
gerekli emirleri getiren sinir telleri vücudumuzun
mükemmel bir şekilde çalışmasını ve böylece hayatımızı
devam ettirmemizi sağlarlar.
Beynimize, vücudumuzun çeşitli yerlerinden bilgi götüren
sinir tellerinden bir kısmı, istihbaratçı gibi çalışarak
işlerin yolunda gidip gitmediğini haber verirler. Bu
istihbarat birimlerine "feed back" devreleri
denmektedir. Feed back devrelerinden gelen istihbarat
bilgilerine göre, gerektiğinde, beyinden organlara
çalışma tempolarını normalde tutacak yeni emirler
gönderilir. Mesela, vücut ısımız normalde 36,50 olması
gerekirken dış tesirler sebebiyle yükselince feed back
devreleri derhal beyne haber verirler. Beyin aldığı
bilgileri değerlendirerek, vücut ısısını normale
indirmek için ter bezlerini faaliyete geçirir. Yine
hücrelerdeki besin miktarının düştüğünü farzedelim. Bu
durumda kandaki şeker oranı da düşecektir. Feed back
devreleri vasıtasıyla kandaki şeker oranının düştüğünü
haber alan beynimiz, adrenalin salgı bezlerini faaliyete
geçirir. Depo halindeki yedek şeker kana verilerek, kan
şekeri seviyesi normale çıkarılır.
Hastalık sırasında, beyin düzeltemeyeceği bir durumla
karşılaşınca, hastalık mikroplarının veya başka
sebeplerin zarar vermeye başladığı bölgeye ağrı
mesajları göndererek bizi uyarır. Biz de ağrımızı
dindirmek ve dolaysiyle hastalığımıza çare aramak için
doktora koşarız.
BAŞ AĞRILARI
Vücudun idare merkezi beyindir. Keza bizi hayvandan
ayıran "akıl nimeti" nin merkezi de beyindir.
Dolayısıyla ister fiziksel ister psikolojik olsun, her
türlü rahatsızlığımızda en evvel etkilenecek olan
organımız beyindir, insanların en fazla şikayetçi
oldukları ve doktorların çare bulmakta zorluk çektikleri
hastalığın "baş ağrısı" olması da bundandır.
Üzülürüz başımız ağrır, sinirleniriz başımız ağrır,
üşütürüz başımız ağrır, ateşli bir hastalığa yakalanırız
başımız ağrır, kulağımız iltihaplanır başımız ağrır,
yoruluruz başımız ağrır ve hakeza... Kısacası vücudumuz
fizyolojik ve psikolojik tüm sistemleriyle dengede
olmalı ki başımız ağrımasın.
Baş ağrısı ve ağrı insanlık tarihi kadar eski olan ve
tıbbın çözüm bulmaya çalıştığı konulardır. Baş
ağrılarının yüzde 80-90 sebebi migren ve gerilim tipi
ağrılardır.
MİGREN
Yarım baş ağrısı anlamına geler. Çeşitli uyaranlarla
(stres, yorgunluk, açlık, tokluk, gürültü, sigara
dumanı, bira ve şarap gibi alkollü içecekler, eski
peynir, aşırı çikolata yeme, konserve gıdalar, pastırma,
sos vs) orta beyin bölgesindeki hassas alıcı bölgeler
tahrik edilir. Buradan salgılanan çeşitli kimyasal
maddeler ise damarlar çevresini etkileyip beyin yüzeysel
damarlarda önce bir daralma ve sonra bir genişlemeye
sebep olarak dayanılması zor ağrının tetiğini çeker.
Migren başlıca iki tiptir: Klasik ve yaygın. Bunların
dışında çok nadir olarak oftalmoplejik, hemiplejik,
retinal, basiler tipte olanlar da vardır.
Belirtileri
* Baş ağrısı 4-72 saat sürer.
* Fizik aktivite ile artar.
* Genellikle başın bir tarafında odaklanır.
* Zonklayıcıdır.
* Bulantı, kusma, ışığa ve sese tahammülsüzlük olur.
Ayrıca haberci belirtiler olarak şunlar sayılabilir:
* Yanıp sönen noktalar, ışık parıldamaları.
* Yüzde, kolda, el parmaklarında iğnelenmeler,
* Yorgunluk, halsizlik, bitkinlik.
* Aşırı neşelenme, kendini enerjik hissetme.
* Özellikle tatlı gıdalara karşı iştah artışı.
Bazı ilaçlar (kalp, tansiyon ve doğum kontrol ilaçları)
nöbete davetiye çıkarabilir. Özellikle hanımlarda
muayyen günlere yakın veya hamileliğin ilk üç ayında
ağrılar artabilir.
Ayrıca migrenin soya çekimle de ilgisi vardır.
Tedavi
1- Kriz anında kullanılan ilaçlar (aspirin vs.)
2- Koruyucu (krizin gelmesini önleyici) tedbirler.
Hastanın ağrı korkusunu giderir. Ayda birkaç defa gelen
krizlere karşı kullanılırlar.
Alternatif tedaviler (masaj, relaksasyon, akupunktur)
yine uygulanan usullerdir.
GERiLİM BAŞ AĞRILARI
Stres asrının insanoğluna yüklediği rahatsızlıktır.
Belirtileri:
* Günlerce devam eder.
* Başın bütününde ve ense bölgelerinde barizleşir.
* Fizik aktivite ağrıyı arttırmaz.
* Günün ilerleyen saatlerinde ağrı artar.
* Ağrı sebebi ve günlük aktiviteler bozulmaz.
* Ağrı boyun ve sırta doğru yayılır.
* Hastalar çökkün (depresif) yüz ifadesine sahiptir.
Tedavi
Migrenden farklıdır. Kas gevşeticiler, sıkıntı ve kaygı
gideren ilaçlar daha yararlıdır
ÇAĞIN VEBASI: AİDS
1980'lere girildiğinde "cinsel özgürlük" aileye son",
"feminizm" gibi akımların da tesiriyle dünya tam bir
kargaşa içindeydi. Homoseksüellik, bir sapıklık değil de
"3. cins" sayılıyor, giderek güçlenen bir lobi haline
geliyor ve hatta erkekler birbirleriyle
evlendiriliyordu. Her üç çocuktan biri evlilik dışı
münasebet neticesi dünyaya geliyor ve yine üç çocuktan
ikisi anne-babanın ayrı olduğu parçalanmış ailelerde
büyümek zorunda kalıyordu. Çünkü kurulan her iki
evlilikten biri ayrılma ile sonuçlanıyordu. Artık
cinsellik, ulvi hedefi olan hissi bir beraberlik
olmaktan çıkmış, hayvani ve mekanik bir zevk vasıtası
haline gelmişti. İşte bu manzara, tam Kainatın Sultanı
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) "Bir toplulukta fuhuş
yaygınlaşırsa Allah, adını bilmediğiniz hastalıklar
indirir" şeklinde haber verdiği ortamdı. 1981 yılında
8'i homoseksüel ve 1 'i de yine onların bulaşığı
enjektörü kullanan uyuşturucu müptelası toplam 9 kişi
esrarengiz bir hastalığa yakalandılar. Vücudun savunma (immun)
sistemi iflas etmişti ve mikrobik hastalıklara karşı
korunamıyordu. Hastalığa, "Kazanılmış immun Yetmezlik
Sendromu" manasına gelen kelimelerin baş harfleri olan
AİDS adı verildi. Bu hastalığın amili insanları acı ve
ölüme terk ederek bir bedenden diğerine, bir ülkeden
başka bir ülkeye ve bir kıtadan başka bir kıtaya
atlayan, görünmeyen bir virüstü.
Aritmetik dizi şeklinde hızla yayılan AİDS, ciddi ruhi
krizlere ve bozukluklara yol açıyordu. Korku, endişe,
hayati kriz, ümidsizlik, suçluluk, çaresizlik,
belirsizlik, yakınlarını kaybetme, aile ve toplumdan
dışlanma, ağrı, dayanılmaz acılar, terkedilme ve ölüm
duygu düşünce ve reaksiyonları veren bir hastalığın
adıydı.
Kimine göre çağın vebası, kimine göre ise yüzyılın en
korkunç hastalığı olan AlDS'e 1987'de 126 ülkede 62.445
kişide rastlanmıştı. Bu rakam 1991'de 359.271, 1995'te
ise 22 milyon oldu. 2000 yılında AlDS'li sayısının 40
milyonu geçmesi bekleniyor.
Türkiye'de ise 1996'da 594 AİDS vakasına rastlandı. AİDS
ile Mücadele Derneği, "Türkiye henüz taşıyıcı devresinde
2000'li yıllarda İstanbul ve Doğu Karadeniz'de
yaygınlaşan fuhuş sebebiyle özellikle İstanbul ve
Karadeniz'de AİDS patlaması olacak" diyor.
Dünyada her dakikada 5, günde ise 8.500 kişi AlDS'e
yakalanıyor. Afrika'da çıkan hastalığın dünyaya
yayılmaya başladığı, 1980'den bu yana ise 5.8 milyon
kişi AİDS'ten öldü. Dünya Sağlık Örgütünden bir yetkili,
"Sadece 1992 yılında Avrupa'da 90 bin AİDS vakasına
rastlandı. AİDS 21. asrın en mühim sağlık problemi
olacak. AİDS, bir zamanlar frenginin dünyaya yaptığını
yapacak. Ancak tek farkı, AİDS'ten ölüm oranı yüzde
85-100 gibi çok yüksek olması" diyor.
AİDS'in Tedavisi Var mı ?
AİDS, kişi virüsü aldıktan sonra 12 yıl içinde ortaya
çıkabiliyor. Yakalanan şahıs ise en fazla 3 yılda
ölüyor. Ve AİDS'ten kurtuluş yok. Dünya Sağlık
Teşkilatı'ndan Dr. Michael Mersen, "HIV virüsünü
kaptıktan sonra hastalığın gelişmesi ortalama 10 yıl
alıyor. AİDS vakalarına bugünkü durumu bize 10 yıl önce
neler olduğunu anlatıyor" diyor.
Şu an için AlDS'e karşı elde henüz ne bir tedavi ne de
bir aşı var. Yıllardan beri süren çalışmalar boşa çıktı.
Birbiri ardına insanları hayat kırıklığına uğrattı.
Virüsü almış fakat hastalık belirtileri henüz ortaya
çıkmamış kişilerde tesirli olduğu kabul edilen AZT adlı
ilacın da çok cüz'i bir faydaya sahip olduğu anlaşıldı.
Haftalık ilim dergisi Science'in AİDS üzerinde çalışan
dünyanın en tanınmış 150 araştırmacısı arasında yaptığı
anketteki ortak cevap enteresandı. "AİDS hakkında daha
fazla şey öğrendikçe, herşeyden daha az emin oluyoruz."
Daha düne kadar doğruluğu tartışma götürmeyen birçok
görüş, temelden yanlış olduğu anlaşılarak bir kenara
bırakılıyor. Artık bozuklukta rol oynayan dolaylı
mekanizmalar ilim adamlarının aklını karıştırıyor.
Tedavi Pahalı
AİDS tedavisinde denenen ve cüz'i faydaya sahip olduğu
iddia edilen ilaçlar çok pahalı, ilacın etkisi sadece
hayat süresini uzatması. Yıllık maliyeti ise 12 ile 16
bin doları buluyor. Üstelik bu tedavilerin ne kadar süre
uygulanması gerektiği de belli değil.
AİDS'in Hedefi
AlDS'e yakalananlar yüzde 95 oranında sapıklar, fuhuş
yapanlar ve damardan uyuşturucu kullananlardan teşekkül
ediyor. Tabii arada AlDS'li kanı nakledilen masum
kişilere de bulaştığı oluyor. Bu da "Öyle bir fitneden
sakınınız ki, sizden yalnız zalimlere (ona sebep
olanlar) dokunmakla kalmaz, masumları da yakar." (Enfal,
25) ilahi buyruğuna uygun düşüyor.
Evet, önceki bütün semavi dinler gibi İslam'ın çağrısı
da sapıklığı, zina ve fuhşu yasaklıyordu. Bugün bu
çağrıyı ilim ve tıp yapıyor. Eşlere, birbirlerini
aldatmamaları tavsiyelerinde bulunuluyor. Saygı ve
sevgi, günümüzde yeniden keşfediliyor. Sadakat kavramı
yeniden gözde hale geliyor. Üstelik insanların acıya,
felakete, faciaya maruz kalmaması için...
ANJİN
Tipik bir üşütme hastalığı olup "boğaz iltihabı" adı da
verilmektedir. Işın tedavisi, burun ve boğaz
bölgesindeki ameliyatlar da anjin yapabilmektedir.
Mikropları vücutta bağışıklık meydana getirmediği için
sık tekrarlanabilir.
DİKKAT: Ağır geçmesi halinde böbreklerde, kalp ve eklem
yerlerinde ilave rahatsızlıklara sebebiyet verebilir.
Belirtileri:
* Yutmada görülen güçlük halinde başlar.
* Ateşin yükselmesi ile birlikte kol ve bacaklarda
ağrılar ortaya çıkar.
* Dil paslı ve şiştir.
* Hasta iştahsızdır, ağızı kokar.
* Bademcikler şişer, hasta ağzını zor acır.
* Bademciklerin üzerindeki apselerin patlayarak
akmasından sonra hasta kendisini daha iyi hisseder.
Bademciklerin şişi iner.
Ne Yapmalı?
* Hastanın boğazını sarıp sıcak tutunuz.
* Hastayı doktora götürünüz. Doktor, iltihapları önlemek
için antibiyotik tedavisi uygulayacaktır.
* Ayrıca boğaz ağrılarını hafifletmek için antiseptik
solüsyonla gargara tatbik ediniz.
* Doktora gitmeyi gerektirmeyen hafif anjinlerde,
papatya çiçeği ve adaçayı kaynatılarak suyu ile gargara
yapılabilir.
* Hastaya sulu yiyecekler ve taze meyve suları veriniz.
DİKKAT: Bademcik iltihapları tedavi edilmeyip ağır
seyrederse "kan zehirlenmesi" yapabileceğinden; hastayı
doktora göstermeyi ihmal etmeyiniz.
BOĞMACA
Belirtileri: Boğmaca mikroplarının üst solunum yollarına
yerleşmesinden iki hafta sonra hastalık kendisini
öksürük nöbetleri ile belli eder.
* İlk günlerde "soğuk alğınlığı"na benzer işaretlerle
başlar. Bir-iki hafta müddetle hafif ateş ve kırgınlık
yaptığından pek anlaşılmaz. Hastanın nezleye yakalandığı
zannedilir.
* Bundan sonra, akşamları nöbetler halinde gelen öksürük
devresi başlar. Beş hafta kadar süren öksürük nöbetleri
sırasında kasılma ve kramplar görülür. Kramp sonunda
kusmalar olabilir.
DİKKAT: Sıradan öksürükle boğmaca öksürüğünü birbirinden
şöyle ayırabilirsiniz. Boğmaca öksürüğü, önce kuvvetli
öksürükler halinde gelir. Bunu derin bir soluk alma
izler. Öksürük sırasında hasta boğuluyormuş gibi
rahatsız olur ve ıslık sesine benzer bir ses çıkarır.
Öksürük nöbeti sona erip derin bir nefes alınca hasta
kendisini iyi hisseder.
* Boğmaca hastalığını ağır geçiren kimselerde en sık
görülen ilave hastalık akciğer zarı iltihabıdır
(zatülcenp). Bebeklerde ölüme varan ciddi sonuçlar
doğurur.
* Boğmaca geçtikten sonra, hasta yatak istirahatı
yapmadığı takdirde "bronşit'e çevirebilir.
* Yine doktor tedavisi görmeyen ağır durumlarda adale
krampı, felç, beyinde arıza, sağırlık, hatta körlük dahi
yapabilmektedir.
* Yan etkileri görülmediği yani normal seyrettiği
takdirde süresi sekiz haftadır.
Ne Yapmalı?
* Öksürük nöbetleri başlar başlamaz doktora müracaat
ediniz ve onun tavsiyelerine göre hareket ediniz.
* Hastalık ağır seyrettiği takdirde, doktor hastahane
tedavisi tavsiye edecektir.
* Hastanın odası bol güneş almalı ve sık sık
havalandırılmalıdır.
* Ateş düştükten sonra, hasta kısa aralıklarla temiz
havaya çıkarılmalıdır.
* Sekiz hafta müddetince, hasta sağlam çocuklardan uzak
tutulmalıdır.
* Kuru yiyecekler öksürüğü tahrik edeceğinden, hasta
sulu ve bol vitaminli yiyeceklerle beslenmelidir.
* Öksürük nöbetleri sırasında kusma olabileceğinden;
yemekler nöbetlerden on beş dakika sonra verilmelidir.
* Tesirli bir boğmaca aşısı henüz bulunabilmiş değildir.
Ancak yine de mevcut boğmaca aşısını yaptırmakta fayda
vardır.
GRİP
Salgın halinde ortaya çıkan; değişik karekterde virüsler
tarafından oluşturulan bir solunum yolları hastalığıdır.
Grip virüslerinin devamlı karekter değiştirmeleri
sebebiyle tesirli bir aşısı veya serumu
yapılamamaktadır. Mikropların vücuda girmesinden birkaç
gün sonra hastalık kendisini belli eder.
Belirtileri:
* Ateş, halsizlik, eklemlerde ağrı ve hastalık duygusu
ile başlar.
* Göz yuvalarında ve alında ağrı yapar.
* Öksürük, burun akıntısı, boğazda ağrı, hastalığın
yerleştiğini gösteren kesin belirtilerdir.
* Üç-dört gün sonra ateş düşer ve hastalık belirtileri
hafifler.
Ne Yapmalı?
* Hastalık belirtileri şiddetli olduğu takdirde doktora
müracaat ediniz. Gribe doğrudan tesir eden bir ilaç
olmamakla birlikte; öksürük, ateş ve muhtemel yan
tesirleri için ilaç tedavisi gerekebilecektir.
* Hasta gribi atlatıncaya kadar yatakta istirahat
ettirilmeli; bol vitaminli yiyecekler ve meyve suları
verilmelidir.
DİKKAT: Ağır geçmesi halinde ortakulak iltihabı, karın
zan iltihabı, bronşit, akciğer zarı iltihabı, beyin ve
sinir sistemi iltihapları yapabilmektedir.
KUDUZ
Özellikle köpek, kedi, kurt, tilki ve yarasa gibi memeli
hayvanlarda görülen bir hastalıktır. İnsana da bu
kuduzlu hayvanların ısırması ile geçer. Dişlerin açtığı
yaraya, kuduz virüsü taşıyan hayvan salyası bulaşır.
Virüsler yaradan içeri girdikten sonra sinirler yoluyla
merkez sinir sistemine (beyne) ulaşır; tahribatını
yaparak sonu ölüm olan genel felçlere sebebiyet
verirler.
Belirtileri:
* Hayvan ısırdıktan ancak bir ila altı ay sonra hastalık
belirtileri ortaya çıkar. Bu müddet değişikliği, vücudun
direnci ve ısırılan yerin beyne olan uzaklığı ile
orantılıdır.
* İlk belirtileri karamsarlık ve huysuzluktur.
* Sonra, boğazda başlayan ağrılı kasılmalardan dolayı,
hasta su içemez. Bunu beceremediğinden huysuzlaşır. Halk
arasında bu durum "su korkusu" tabiri ile açıklanır.
* Yutkunma güçlüğünü ağrılı kas spazmları izler. Hastada
şuursuz tepkiler ve ihtilaçlar (delilik halleri)
belirir.
* Nihayet, birkaç gün içinde, adale kasılmaları genel
felç haline dönüşür ve sonuç ölümdür.
Ne Yapmalı?
* Bir hayvan tarafından ısırıldığınız zaman, her
halükarda, kuduz olabileceğini düşünmelisiniz.
NOT: Hayvanda kızgınlık ve azgınlık alametleri varsa;
köpek ise havlarken, kedi ise miyavlarken alışılmışın
dışında sesler çıkarıyorsa; hele ağzında bol salya varsa
onu mutlaka yakalayıp belediye tabibine veya bir
hastahaneye götürünüz. Yakalamaya çalışırken -tekrar
ısırılmamak için- dikkatli hareket ediniz.
* Isırılan yeri bol sabunlu su ile yıkayınız.
* Yakaladığınız hayvanı ilgili sağlık kuruluşuna
(belediye tabibi veya hastahane) götürüp "kuduz testi"
yaptırınız. Görevliye, ısırıldığınızı söyleyiniz ve
gerektiğinde aranmak üzere adresinizi ve telefon
numaranızı veriniz. Veya neticeyi almak üzere randevu
isteyiniz.
* Testler kuduzu doğruladığı takdirde ısırık yeri
cerrahi usullerle temizlenir ve kuduz serumu zerkedilir.
Arkasından vücuda aktif bağışıklık kazandırmak için ölü
kuduz virüsü aşılanır. Aşılama usulleri değişik olmakla
beraber, hepsinin de gayesi hastada kuluçka devresi sona
ermeden bağışıklık oluşturmaktır.
SİNÜZİT
Kafatası içinde burun boşluğuna açılan bir kısım hava
boşlukları vardır ki bunlara "sinüs" adı verilir. Burun
iltihabının sinüslere geçmesi halinde ortaya çıkan
rahatsızlığa ise "sinüzit" diyoruz. Sinüzite ayrıca
burundaki şekil bozuklukları, polip, diş ve dişeti
iltihapları da sebep olurlar.
En sık rastlananı, üstçene ve alın sinüsleri
iltihaplarıdır.
Belirtileri:
* İltihaplanan sinüsün üst kısmı şişer ve ağrı yapar.
* Burun tıkanır, zor nefes alınır.
* Baş ağrısı ve ateş yapar.
DİKKAT: Tedavi edilmeyen sinüzit vakalarının ilerleyerek
menenjit, beyin ve kemik iliği iltihabına sebep
olabileceğini unutmayınız.
* Tedavinin aslı iltihapların giderilmesini ve sinüs
yollarının açılmasını hedef alır.
* Buğuseptiller, sinüs ağızlarını açıp burun akıntısı
temin etmede oldukça etkilidirler.
* İltihap kurutmada ise antibiyotikler kullanılır.
*Ağır vakalarda, sinüs ağızlarının delinip içlerinin
temizlenmesi gerekebilir.
TİFO
(KARA HUMMA)
Genellikle yaz ve sonbahar aylarında salgın halinde
ortaya çıkar. İçme suları ve yiyeceklerle bulaşır.
Vücuda girdikten sonra bağırsağın alt bölümlerinden lenf
bezlerine geçen tifo bakterileri, oradan da lenf yolları
ve kan damarları vasıtasi ile bütün organlara
yayılırlar. Hızla üreyen bakteriler safra kesesi yoluyla
dışkıya; böbrek yolu ile de idrara karışarak dışarı
çıkarlar ve salgınlara sebep olurlar.
Belirtileri:
* Baş ağrısı, iştahsızlık, halsizlik, kabızlık veya
ishal şeklinde ilk belirtilerini verir. Bu arada burun
kanaması da görülür.
* Asıl tehlike işaretleri ikinci hafta ortaya çıkar. Dil
paslanır. Yüksek ateş, aşırı kabızlık veya ishal vardır.
Vücudu saran pembe lekeler de buna eşlik eder.
* Lekeler iki gün içinde solar. Ancak, hemen sonra
tekrar ortaya çıkarlar.
* Dilin kenarları ve yanaklar kızarır.
* Dilin tam ortasında paslı bir leke vardır.
* Hastalık ilerledikçe dil kirli sarı bir renk alır.
* Üçüncü hafta karın şişer ve gerilir. Karın içinden
gürültülü sesler gelir.
* Dördüncü hafta barsak kanamaları görülür.
* Yüksek ateşe rağmen terleme olmaz. Nabız ise yavaştır.
DİKKAT: Nabzın birden bire hızlanması tehlikeli
kanamalar olduğuna işarettir. Tedavi edilmeyen tifo
vakalarında bronşit ve bademcik iltihabı da görülür.
Direnci az, zayıf bünyelerde tifo bakterilerinin
salgıladığı zehirler beyni, kalbi, sinir sistemini,
böbrekleri, safra kesesini ve karaciğeri etkilerler. En
tehlikeli yan etkileri kalp ve böbreklerde görülür.
Ne Yapmalı?
* Temizliğe çok dikkat ediniz.
* Salgın halinde tifo görüldüğü zaman aşı yaptırınız.
Tifo aşısı bir haftada üç defa tekrarlanarak verilir.
Bir sene müddetle vücuda bağışıklık kazandırır.
Aşılanmış kişiler tifoyu çok hafif atlatırlar. Bir sene
sonra aşının tekrarlanmağı (yine haftada üç sefer)
gerekir.
* Aile üyelerinin birinde tifo belirtileri başlayınca
mutlaka doktora gösterilmeli, tıbbî tedavi uygulanması
sağlanmalıdır. Tedaviye ne kadar erken başlanırsı,
hastalık o kadar kolay atlatılır.
* Tifolu hasta diğer aile üyelerinden ayrı bir odada
yatırılmalı; kullandığı eşyalar dezenfekte edilmelidir.
TANSİYON DÜŞÜKLÜĞÜ
Pekçok kişinin derdidir. Özellikle yaz aylarında bu
konudaki şikayetlerde artış görülür. Düşük tansiyon,
kalbin ortalama normal değerinin yüzde 10-20 altında kan
pompalaması ile ortaya çıkar. Özellikle gençler ve
kadınlar bu problemle sık karşılaşır.
Aslında düşük tansiyon, kalp hastalıklarına yakalanmamak
için tercih edilir. Ancak bazı hallerde sıkıntı meydana
getirir.
Yaşa göre değişmekle birlikte 10-6'nın altındaki
değerler düşük kabul edilir.
Ne yapmalı?
* Tansiyon özellikle sabah uyanıldığında düşüktür. Bu
yüzden aniden ayağa kalkmamalı, birkaç dakika kan
dolaşımının dengelenmesi beklenmelidir.
* Egzersiz ve ılık-soğuk duş faydalıdır.
* Tuz, biber ve sabahları içilecek biraz tuzlu çorba
düşük tansiyona iyi gelir.
* Stresli günlere dikkat edilmelidir. Moral bozukluğu
tansiyonun düşmesine sebep olur.
|